Anasayfa / Gündem / BİR DEMOKRASİ ABİDESİ OLARAK TAHKİKAT KOMİSYONU ÖRNEĞİ!

BİR DEMOKRASİ ABİDESİ OLARAK TAHKİKAT KOMİSYONU ÖRNEĞİ!

Saray rejiminin geldiği noktada, bir kez daha, ancak bu defa “çok daha ciddi” biçimde tartışılan “demokrasi” sorunumuzun “köklü geçmişinde” yer alan bazı örneklere değinmeden olmaz. “Demokrasi tarihimizde” Demokrat Parti Meclis grubu tarafından yasalaştırılan 18 Nisan 1960 tarihli Tahkikat Komisyonu’nun önemli bir yeri vardır.

Türkiye sağı, 1950’den bu yana bu ülkede “demokrasi” namına ne varsa kendisi tarafından temsil edildiğini iddia edegelmiştir. Ancak bunun gerçekle bir ilişkisi yoktur. Türkiye sağı hiçbir döneminde “demokrasi mücadelesinin” gerçek anlamda temsilcisi olmamıştır. Sağ siyasi-toplumsal gelenek için demokrasi sadece tek bir boyutuyla, yani “seçim” ve “çoğunluk oyuyla” sınırlı bir yönetim biçimidir. Onlara göre demokrasilerde “Kazanan hepsini alır!” Oysa hangi sınıfsal temele dayanırsa dayansın azınlığın hak ve özgürlüklerini koruyup garanti altına almıyorsa “adına layık” bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Yani “kazananın hepsini aldığı” rejime, dış kabuğu ve “görüntüsü” ne olursa olsun demokrasi denemez. Zaten bu tür çoğunluk rejimlerinin tepesindeki güçlerin, her ne pahasına olursa olsun “azınlığa” düşmemek için giriştikleri işlerin, bir süre sonra zaten giderek sallanmaya başlamış olan demokrasinin sonunu getirdiği bilinir.

DP demokrasisi ve yol açtığı hayal kırıklığı

Sağ kanat siyasetçiler tarafından “demokratik” karakteri nedeniyle övgüler düzülen Demokrat Parti (DP) dönemi de yukarıda sözünü ettiğimiz “çoğunluk rejimlerinden” biriydi. Öncesinin Bonapartist bir tek parti rejimi, sonrasının ise bu defa çok partili ancak yarı Bonapartist bir “denetim rejimi” olması DP iktidarını otomatik biçimde bir demokratik rejim örneğine dönüştürmez. Zaten DP 1950 ve 54 seçimlerinde muhalefetten daha fazla oy almış olsa da ezici gücünü oy oranlarındaki farktan ziyade, seçim sisteminin bir sonucu olarak, milletvekili sayılarındaki akıl almaz farktan almaktaydı. Pek çok zorbalığın ve usulsüzlüğün yapılmasına rağmen aradaki oy farkının önemli ölçüde kapandığı 1957 seçimleri ise DP’nin “çirkin yüzünün” iyice açığa çıkmasına yol açtı. Gerisi piyasada pek çok malın yokluğunun çekildiği bir ekonomik krizle birlikte, muhalefete yönelik baskıların giderek şiddetlendiği bir dönem olarak yaşandı…

Demokrat Parti iktidarı, baskıcı tek parti rejiminin ardından yarattığı iyimser beklentilere rağmen politikalarıyla demokrasi konusunda bu ülkenin yaşadığı en büyük hayal kırıklıklarından biridir. DP iktidara gelir gelmez, işçi ve emekçilere ve toplumun gerçek muhalif güçlerine karşı geçmişteki tek parti iktidarından farksız bir baskı politikasını yürürlüğe koymuştur. Bu baskı sadece muhalif işçi önderleri ve sosyalistlerle de sınırlı kalmayıp giderek burjuva muhalefetini de kapsamıştır. (Grev yasağının devamından söz bile etmiyoruz!)

Ünlü Tahkikat Komisyonu!

Döneme demokrasi adına övgüler düzenlere, aksi yönde verilecek pek çok örnek olsa da (Bunu bir başka yazıda yaparız) Bizce bunların en başta gelenlerinden biri, DP Meclis Grubu’nun 7 Nisan 1960’ta kurulmasını kararlaştırdığı ve 18 Nisan’da yasalaştırdığı 15 DP milletvekilinden oluşan “Tahkikat Komisyonu”, diğer adıyla “CHP ve bir kısım basını tahkikle görevli komisyon”dur. Bu örnek DP’nin “çoğunluğa dayalı” antidemokratik baskı yönetiminin zirve noktasıdır. Daha tasarının görüşülerek DP oylarıyla kabul edildiği Meclis oturumunda, çıkan sert tartışmalar üzerine zabıtların yayımı yasaklanmış ve muhalefet lideri İsmet İnönü’ye 12 oturum Meclis’e katılmama cezası verilmişti. Ayrıca ceza aldıkları halde salondan çıkmayan CHP milletvekilleri de polis zoruyla Meclis’ten çıkarılmıştı.

Tahkikat Komisyonu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve diğer kanunlarla savcıya, sulh hâkimine, sorgu hâkimine ve askeri adli amirlere verilen yetkilerle donatılmıştı. Komisyon ayrıca, “soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi” için her türlü yayını yasaklamaya, yayının toplatılması ve tatiline ve matbaanın kapatılmasına karar verebilecek; soruşturmanın devamı boyunca gerekli her türlü tedbir ve kararı almaya yetkili olacaktı. Bu kanuna göre, Komisyon kararlarına muhalefet edenler bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılacak; komisyon kararlarının icra ve infazında ihmal ve suiistimalleri görülenlere altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilecek; soruşturma sırasında yalan şahitlik edenler ve yalan yere yemin edenlere TCK’daki cezaların iki katı verilecek; Komisyon kararlarına hiçbir merci nezdinde itiraz edilemeyecekti. Komisyon, göreve başladığı gün yayımladığı bir bildiriyle, soruşturmanın selameti açısından bütün siyasi partilerin ve bunlara bağlı siyasi kuruluşların her türlü kongre ve toplantılarını ve partilerin yeni örgütler kurmasını yasakladı. Yine aynı gün yayımlanan bir başka kararla Komisyon’un görev, yetki ve faaliyetleri ile ilgili yayın yapılması ve bu konuda TBMM’de yapılacak görüşmelerin yayımı da yasaklandı…

İşte böyle! Tabii, bütün bu “demokratik” tedbirlerin, yaklaşmakta olan bir ihtilali engellemek amacıyla alındığı söylenebilir. Nihayetinde her baskı rejiminin kendine göre bir nedeni vardır! Ancak çok sayıda muhalif gazetenin yayınının durdurulması, basına yönelik sansür, birçok gazetecinin hapse atılması, sıkıyönetim ilanı ve sokağa çıkma yasakları, CHP Genel Başkanı’nın yurt gezilerini engellemeye yönelik taşlı sopalı saldırılar ve ölülerin bile kaydedildiği Vatan Cephesi gibi örnekler, DP’nin ve liderleri Bayar ile Menderes’in pek öyle bir “demokrasi mücadelesi” içinde olmadıklarını, hatta muhalefete yönelik aktif bir saldırganlık eğilimi içinde olduklarını göstermektedir.

Bugünkü de dahil bütün sağ parti iktidarlarının geçmişlerini dayadıkları DP ve onun “demokrasi geleneği” böyle bir şeydir. 59 yıl önce yine bir nisan ayında kurulan Tahkikat Komisyonu, öncesi ve sonrasıyla “Türk demokrasisinin unutulmazları” arasındadır. Yaklaşık 60 yıl sonra yine aynı sularda yüzüyor olmamız, tarihin bir tekerrürden ibaret olmasından ziyade burjuvazinin hâlâ sürmekte olan egemenliğinin bir sonucudur. Solun bu ülkede “demokrasi” konusunda daha gerçekçi olmasında sonsuz faydalar vardır..!

Hakkı Yükselen

Göz atın

BÜTÜN BUNLAR KİMİN İÇİN?

“Berat Bey’in İstifası” adlı yazıyı şöyle bitirmiştik: “Sorunun ekonomik boyutu elbette ayrıca bir analizi gerektiriyor. …

“YEREL BİR OLAY” OLARAK TEK ÜLKEDE SOSYALİZM VE “ESKİ REZİLANE İŞLERİN TEKRARI”-1

ANAYASAL BİR GÖREV OLARAK DÜNYA DEVRİMİ! Dünya işçi sınıfının en büyük zaferi Ekim Devrimi’nin üzerinden …