Anasayfa / Gündem / “TUTMAYIN BENİ.!”

“TUTMAYIN BENİ.!”

Saray rejimi, son çatışmanın bir “milat” olduğunu söyleyerek Suriye rejimine şubat ayı sonuna kadar mühlet verdi. Suriye ordusu,  o zamana kadar,  İdlib’te kuşatma altına giren TSK gözlem noktalarının bulunduğu bölgelerden çekilmezse vay haline!  Bu arada bölgeye asker ve silah sevkiyatı da tüm hızıyla devam ediyor.  Büyüklerimiz bölgede “alan hâkimiyeti konsepti”ne geçileceğini açıkladılar. Tabii mesele İdlib’le de sınırlı değil. Denilen şu: “TSK’nın hava ve kara unsurları ihtiyaç duyduğumuzda tüm harekât bölgelerimizde ve İdlib’de serbestçe hareket edecekler, gerektiğinde operasyon yürüteceklerdir. Madem İdlib bölgesindeki askerlerimizin güvenliği sağlanamıyor, öyleyse bunu bizzat yapma hakkımızı kullanmamıza kimse itiraz edemez.” Yani işe diğer malum harekât bölgeleri de dahil. Bu arada ABD ve Rusya da “mutabakatlara uymamakla” suçlanarak azarlanıyor ve bu işe karışmamaları isteniyor Yani tam bir “Tutmayın beni!” durumu.

Emrivaki Politikasının Başarısı!

Ancak bütün bu askeri harekâtların ya Rusya’nın, ya ABD’nin ya da ikisinin birden izni veya göz yummasıyla yapıldığı, mesela Afrin’de Ruslar hava sahasını 24 saatliğine kapattığında neler olduğu hatırlandığında bu işlerin o kadar kolay olmadığı anlaşılır. Yine aynı şekilde bu kadar üst perdeden konuşmaların, açık meydan okumaların gerçeklerle uyuşmadığı; bu işin büyük güçlere rağmen, öyle “Saraylılarımızın” keyfine göre yürümeyeceği söylenebilir. Fakat gerçek anlamda bir stratejiden yoksun olsa da, büyük güçler arasındaki rekabet, sürtüşmeler ve de Türkiye’nin Rusya, ABD ve Avrupa açısından “vazgeçilmezliği üzerinden yürütülen emrivaki politikasının bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bir süre işe yarama ihtimali vardır.  Eğer bilmediğimiz bazı durumlar ve anlaşmalar yoksa, Saray rejimi, çok büyük ihtimalle, kendisine karşı doğrudan bir çatışmaya girmeyeceğini düşündüğü Rusya’nın her şeye rağmen bir emrivakiye boyun eğebileceğini; neticede Rusya’nın da Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu için bazı şeyleri kabullenmek zorunda kalacağını; ciddi bir gerilim durumunda ABD ve NATO’nun destek çıkacağını ve bu sayede işlerin bir süre için dahi olsa yeniden yoluna gireceğini hesap ediyor. Suriye meselesi hızla kritik bir eşiğe gelse de bugüne kadar tutan bu hesabın, tam olarak kestirilemeyecek bir süre için daha tutma ihtimali vardır. 

Unutulmaması gereken, bugüne kadar olanların, her defasında, “Artık o kadar da olmaz, Ruslar veya Amerikalılar izin vermez!” denilen şeyler olması! Saray, Suriye’de en azından bir süre daha dayanabilirse, işin önemli ölçüde istediği noktaya gelebileceğini, bunca yıllık “emeğinin” (2011’den beri) karşılığını alabileceğini; bunun için de işi uzatabildiği kadar uzatması gerektiğini ve “gün doğmadan nelerin doğabileceğini” (Malum, Allah büyük!) hesap etmektedir.

Sadede Gelmek!

Neticede “beklenen” yine sınırlı bazı tavizlerle Türkiye’nin sakinleştirilmesi (Bunun hem Rusya, hem de Türkiye için önemli ekonomik ve siyasi nedenleri de var elbet), belki yeni bir “mutabakatla” bir kere daha zaman kazanılması. Son gelişmeler tarafların artık “sadede geldiklerini” gösteriyor. Ancak bu, “İşin sonuna gelindi” diyenlerin beklediği üzere bir “sulh ve sükûn dönemi” anlamına gelmeyebilir. Gelişmelerin Suriye’de bir başka kanlı aşamaya yol açma ihtimali vardır. Denklemin bir tarafında Saray rejiminin Suriye ile ilgili gerçek bir stratejiden yoksun, kısa dönemli manevralara dayalı politikaları ve hırsları yer alıyor. Diğer tarafında ise Rusya, İran ve ABD açısından işin hangi noktaya geldiği, bu güçlerin bundan sonra hangi adımları atmayı planladıkları ve neyi ne kadar zorlayacakları veya kabullenebilecekleri sorusu yer almaktadır. Hesaplar bu bütünlük içinde yapılmalıdır.

Bu arada Türkiye-Suriye savaşı “topyekûn” olmasa da devam ediyor. Rusya ve Şii milisler desteğindeki Suriye ordusu ilerliyor. Türkiye askeri yığınağa devam ediyor. Son haberlere göre top atışları sonucu 5 asker daha hayatını kaybetti. Şubatın sonu geliyor. Rejimin neler yapabileceğini ve “tutmayın beni” çizgisinin nereye varabileceğini kısa sürede göreceğiz!

Hakkı Yükselen

Göz atın

Tüm çalışanlara ücretli izin

Merhabalar, Ben Manisa’da otomotiv sektöründe bir fabrikada çalışıyorum. Üç vardiyada yaklaşık 2000 kişi çalışıyoruz. Bizim …

Hindistan; Açlık korkusunun Corona virüsü korkusundan daha büyük olduğu ülke

Corona virüsün yayılma  korkusu, Hint makamlarını birkaç gün önce insanların evlerini terk etmelerini yasaklayan bir dizi uygulamaya teşvik etti. İnsanlara evlerini terk etmemeleri söylendi, ancak birçok gündelik işçinin başka seçeneği yok. Uttar Pradesh’in Banda semtinde yaşayan ve  gündelik işçi olan Ramesh Kumar, “Gelirim, günde 350 rupi (5 $) ve beş kişiyi beslemem gerekiyor. Bir kaç günlük yiyeceğimiz var ve  bir iki gün sonra yemeğimiz bitecek ”. …