Anasayfa / Politika / 51. YILDÖNÜMÜNDE ALPAGUT OLAYI: TÜRKİYE SINIF MÜCADELESİ TARİHİNDE BİR İLK

51. YILDÖNÜMÜNDE ALPAGUT OLAYI: TÜRKİYE SINIF MÜCADELESİ TARİHİNDE BİR İLK

Türkiye sınıf  mücadeleleri tarihinin çok önemli olaylarından biri de Çorum’un (o zaman) Osmancık İlçesi’ne bağlı Alpagut Köyü’ndeki İl Özel İdaresi’ne bağlı kömür madeninde yaşanan ve 34 gün süren işgal ve yönetime el koyma eylemidir. 15-16 Haziran’dan bir yıl önce 13 Haziran 1969 tarihinde başlayan ve 16 Temmuz’da bir askeri operasyonla sona eren eylem, nitelik itibariyle işçi sınıfı mücadelesinin köşe taşlarındandır.

Eylem, işyerinde çalışan ve Bağımsız Çorum ve Havalisi Maden İşçileri Sendikası’na üye 786 maden işçisinin 73 gündür ödenmeyen ücretlerinin ödenmesi talebiyle işyerini işgal edip yönetime el koymalarıyla başladı. İşçiler eylemlerini “fiili durum” olarak tanımlıyordu. Ancak madencilerin talepleri ödenmeyen ücretlerle sınırlı değildi. Ücretlerin düşüklüğü, parça başı ödemeler gibi şikâyetlerin yanı sıra teknik kadro ve donanım yetersizliklerinin giderilmesi gibi talepler de ön plana çıkmaktaydı.  Taleplerinin idare tarafından “üretim düşüklüğü” gerekçesiyle reddedilmesine tepki gösteren işçiler, eylemden önce kendi aralarında düzenledikleri toplantılarda durumu görüşüp neler yapabileceklerini tartışmışlardı. İşçiler ayrıca Ankara’ya da gitmiş ve sendikacılarla görüşmüşler, ancak bir sonuç alamamışlardı. İşçilerin sendikayla ilişkileri konusunda kaynaklarda bazı farklı bilgiler olsa da, işçilerin sendikanın tutumundan memnun olmadıkları anlaşılmaktadır. Nitekim eylemin “kendiliğindenliği” ve esas olarak işçilerin inisiyatifinde başlayıp gelişmesi sendikanın rolü konusunda bir fikir vermektedir.

Orta Anadolu’da Bir “İhtilal Konseyi”

Alpagut maden işçileri, 13 Haziran’da başlayan işgalin hemen ardından bütün çalışanların katıldığı bir “İşçi Genel Kurulu”  ve bu kurul tarafından seçilen bir “İşçi Konseyi” oluşturdular. İşçiler bu organa “İhtilal Konseyi” adını vermişlerdi. Kurul, seçtiği konseyi gerektiğinde değiştirme yetkisine de sahipti. İşçiler eylemleri boyunca bu organlar aracılığıyla işletme hesaplarını denetleyip kömür satışlarını doğrudan yönlendirdiler. Kömür satışlarından elde edilen gelirin bir bölümü işletme masraflarına ve (bazı kaynaklara göre) borçlara ayrılırken geri kalan paralar işçiler arasında bölüştürülüyordu.

İşçiler yönetimde de önemli adımlar attılar. Önce, yüksek maaşlar alan üst düzey yöneticilerin işlerine son verildi. İddiaya göre bu yöneticilerin bir bölümü hiçbir iş yapmadan maaş almaktaydılar. Alt düzeydeki memurlarla muhasebeciler İşçi Konseyi’nin denetimi altında çalışmaya başladılar. Üretimin artırılması için ayrıcalıklara yer vermeyen bir çalışma disiplini sağlandı ve somut iş tanımlarına dayalı bir işbölümüne gidildi. Kömür satışları düzenli bir kayıt sistemine bağlandı.

İşçilerin Başarısı

İşletmedeki işçi özyönetimi ekonomik sonuçları açısından da başarılı oldu. Bu başarı sendika tarafından da kabul edildi. İşçi liderlerinden birinin (bir sendikacı) açıkladığına göre, üretim yüzde elli oranında arttı. Daha önce 250-300 ton olan üretim işçi yönetimi altında 410-450 tona, günlük satış 8 bin liradan 40 bin liraya çıktı. Konseyin önemli kararlarından biri de işletmeden peşin para ödemeden kömür alan ve borçlarını uzun süre ödemeyen devlet işletmeleri ve özel işletmelere kömür satışının durdurulması oldu. Konsey, sadece peşin ödeme yapan işletmelere satışa izin veriyordu. Bu sayede Alpagut madenleri zarar etmekten de kurtulmuştu. Zaten işçilerin en önemli şikâyetlerinden biri, köy okulunun yakacak kömürü yokken (öğrenciler evden odun getiriyordu) bir takım yerlere keyfi biçimde bedava kömür verilmesiydi. Sonuçta işçiler hem ekonomik, hem de yönetsel anlamda başarılı olmuşlardı

Demirel Harekete Geçiyor!

Greve gitmeyip doğrudan üretim ve yönetime el koyan işçilerin bu başarılı eylemi ülke çapında dikkatlerin bu küçük Orta Anadolu köyüne çevrilmesine neden oldu. Eylemin niteliği ve oluşturduğu “tehlikeli” örnek, sona erdirilmesi yönünde baskıların da artmasına yol açtı. Dönemin Demirel Hükümeti daha sonraki yıllarda  Fatsa ve Yeniçeltek’te olduğu gibi harekete geçerek Çorum Valiliği’ne eylemin sona erdirilmesi talimatını verdi. Eylemi askeri bir operasyonla sona erdirmek amacıyla Ankara’dan bir jandarma birliği sevk edildi. (Operasyonda Çorum jandarması kullanılmadı!)

16 Temmuz’da yapılan bir askeri operasyonla, Türkiye’de bir ilk olan-bir benzeri 1980’de Amasya Yeniçeltek’te yaşandı) işgal ve yönetime el koyma eylemi sona erdirildi. İşçiler direnme kararlarından sendikacıların çabalarıyla vazgeçirildi. Operasyonun başındaki komutan işçilere Çorum Valiliği’nin yazılı emrini okuyarak yazıda adları geçen 7 işçi, 3 sendikacı ve 1 memurun işlerine son verildiğini ve işletmeye el konulduğunu bildirdi. Bu kararı protesto eden işçiler 2 gün boyunca ocaklara inmeyi reddettiler. 

Eylemin sona ermesinin ardından imzalanan toplu sözleşmede işlerine son verilen işçilerin yeniden işe alınmaları kabul edildi.

Bir İşçi Demokrasisi Örneği Olarak Alpagut Eylemi

Alpagut eylemi, bir ilk olması nedeniyle o zamanlar yarattığı şaşkınlık bir yana, bugünden bakıldığında da işçi sınıfı hareketi içinde olağanüstü bir yere sahiptir. İlk akla gelen eylem biçimi olmasına rağmen uzun ve sonucu belirsiz bir grevin sorunlarını çözmeyeceğini gören işçiler, ortada siyasal, hatta sendikal bir önderliğin olmadığı koşullarda, çok ileri bir adım atarak işletmeye ve daha da önemlisi üretime el koymuşlardır. Yine aynı eylem, işçilerin işletmeyi, kendi özyönetim organları vasıtasıyla yönetmeleri ve denetlemeleri nedeniyle de bir ilktir. Bir İşçi Genel Kurulu’na ve İşçi Konseyi’ne dayalı bu yönetim tarzı, seçilenlerin seçenlerce geri alınabilmesi ilkesiyle birlikte Türkiye’de o güne kadar ve o günden sonra bir örneğine rastlanmayan bir “işçi demokrasisi” örneğidir. 

Eylem, ortalıkta devrimci sosyalist siyasi bir önderliğin ve işçi sınıfı eylemini merkezine alan devrimci bir programın olmadığı bir dönemde bile işçi sınıfının gerçek potansiyelini ortaya koyması açısından tarihsel bir öneme sahiptir. İşçi sınıfı Orta Anadolu’nun bir köyünde 34 gün boyunca önce madenleri işgal etmiş, ardından kendi özörgütlenmelerini kurarak yönetime ve muhasebe defterlerine-hesaplara el koymuş, yüksek yöneticilerin işlerine son vermiş,  üretimi ve satışları denetlemiştir. Ve her bakımdan başarılı bir yönetim örneği göstermiştir.

Bu potansiyelin gerçek anlamda bir sonuç vermesi ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin mücadelesiyle bütünleşerek genelleşmesi, ifadesini devrimci bir programda bulması ise elbette devrimci sosyalist bir önderliğin inşa edilmesine bağlıydı. İşçi sınıfının verdiği bütün işaretlere rağmen bu görevin başarılamaması, devrimci enerjinin sınıf dışı alanlara kayıp zayi olması o günlerin en önemli sorunuydu. Aynı sorun, farklı koşullar altında, bugün de varlığını sürdürüyor.

51. yılında Alpagut dersleri bir daha hatırlanmalıdır.

Not: Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi ve diğer bazı kaynaklardan yararlanılmıştır. 

Hakkı Yükselen

Göz atın

Sivas’ın Acısıyla Yaşamak

2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri kanlı bir katliama dönüştü. Dönemin iktidar ortağı olan …

Hem Kıdemini alma, hem de öl tasarısı

Hemen her 3-4 ayda bir işçi sınıfının önüne konulan, kıdem tazminatının bir yerlere devri konusunda sendikalar, …