Anasayfa / Dünya / KURUCU MECLİS HAKKINDA NE YAPILMALI?

KURUCU MECLİS HAKKINDA NE YAPILMALI?

18 Ekim’den, lise öğrencilerinin başlattığı ve Şili Devrimi sürecine dönüşen zamandan bu yana, gittikçe artan bir ısrarla iki kelime daha fazla tekrarlanıyor: Kurucu Meclis.
Yazan: Martín Hernández


Garip bir şey yok, hemen hemen tüm devrimlerde de neredeyse aynı şey oluyor. Çünkü her devrim, kitlelerin önderliğinde, mevcut düzenin sorgulanması anlamına gelir. “Yüce Yasa” denilen şeyler ile uyumlu olarak meclisler, her ülkede toplumu bir bütün olarak yöneten kuralları koyan ve düzenleyen şeylerdir.

Bu nedenle, Şili’de, Kurucu Meclisin toplanması ve anayasanın değiştirilmesi için nüfusun çeşitli sektörlerinden talepler ortaya çıkmıştır ve bu bizim dikkatle incelememizi gerektiren şeydir: Bu talep ile ne söylenir ve yine bu talep nasıl ele alınmalıdır?

Görünüşe göre cevap kolay olurdu: Sokaklardaki her talebin “Yüce Yasa”nın bir parçası olmasını sağlamak için bu süreci memnuniyetle karşılayın ve bu şekilde eşitsizlikler olmadan, sefalet olmadan, baskı olmadan, herkes için eğitim ve sağlık içinde yeni bir Şili inşa edin.

Bununla birlikte, ne yazık ki, cevap o kadar kolay değil. Çünkü tarih, kitlelerin en önemli taleplerini karşıladığını düşündükleri bir Kurucu Meclis talebi aracılığıyla hiçbir zaman başarılı olamadıklarını gösteriyor. Daha da önemlisi, bir Kurucu Meclis toplanma teklifi, aslında mücadele eden kitleler tarafından savunulmasına rağmen, Şili’de nefret edilen Piñera hükümetinin dahi, kendi iktidarını garanti altına almak için Şili halkının taleplerini dinler gibi görünerek, bir Kurucu Meclis toplamaya karar verdiği gerçeği ile kanıtlandığı gibi, bu mücadeleleri yenmek için kullanmak isteyenler tarafından da savunulabiliyor.

Bu nedenle ilk soruyu cevaplamak kolay değildir ve Şili halkının en bilinçli sektörleri arasında dahi Kurucu Meclis talebi ile ilgili daha fazla şüphenin, farklılıkların ve kayıtsızlığın olması da tesadüf değildir.

“En bilinçli” sektörlerden bahsederken, özellikle bu kitlesel seferberliklere öncülük edenlerden bahsediyoruz. “Ön Cephe” ve / veya “Bölgesel Meclislerin” parçası olanlara; işyerlerinde ya da okullarında arkadaşlarını hükümete karşı harekete geçmek üzere örgütleyenlere; fabrika ve maden işçilerine, kendi “liderlerine” itaat etmeden (onları mücadele davet etmeyen) seferberliklere ve askeri polisle yüzleşmeye katılan; mahkumları savunmak için örgütlenenleri kastediyoruz.

Bu sektörleri, ülke çapında sokakları ele geçirmiş milyonlarca insan arasında özellikle vurguluyoruz. Çünkü bunlar, kahramanca devrimci sürecin ön saflarında yer alan sektörler. Mücadelenin kaderi ve devam eden seferberliklerin durumları büyük ölçüde bunlara bağlı. Yani, seferberliklerin sürekliliği; hareketin örgütlenmesinin gelişmesi; binlerce siyasi mahkumun özgürlüğünü elde etmek ve aynı zamanda Kurucu Meclis önerilerini devrimci bir programla karşı karşıya getirmek sorumluluğu olanlar da bunlar.

KURUCU MECLİS TAM OLARAK NEDİR?

Öncüde bu Kurucu Meclis önerisi üzerine güvensizlik ve kayıtsızlığın ortaya çıkması makul, sadece Piñera bu görüşmeye katıldığı için değil. Bu güvensizlik makuldür çünkü, en bilinçli sektörler daha önce söylediğimizi bilir veya sezer: kitlelerin ana taleplerini Piñera veya yeni bir kapitalist hükümet tarafından kontrol edilen bir Kurucu Meclis içinde hayal dahi etmezler. Çünkü taleplerini gerçekleştirmek için, kapitalizmin ve hatta Kurucu Meclisin sona erdirilmesi gerektiğini hissedecekler. Piñera’nın bugün uyguladığı “Meclis” daha demokratik olsa bile kapitalist bir sistemde, her zaman iktidar sahipleri ve onların temsilcileri tarafından kontrol edileceğini bilirler.

Çünkü kurucu delegeler, ilk bakışta çok demokratik bir yöntemle seçiliyorlar ki bunun adı “evrensel oy hakkı”.  Böylece her insan bir oya indirgeniyor. Ve çoğu insan, özellikle mobilize olan kitlelerin önemli bir bölümü, şu an iktidardaki sınıfın ve özellikle her tür kilisenin yardımına koşacağı bu burjuvazinin ideolojisinden etkilenecek. 

Bu durumda, polisle çatışırken gözünü kaybeden mücadelecinin oyu, hiç bir seferberliğe “siyaset yapmak istemediği” için katılmamış bir kişinin oyu ile aynı değere sahip olacaktır. Öte yandan, bir Kurucu Meclis seçimi, Pinera’nın iki seçimdeki zaferleri ile kanıtlandığı gibi, paranın seçim sonucunu belirlediği tüm seçimlerle aynı olacaktır. Eğer bir inşaat işçisi bu seçime girse idi, geliri ile herhangi bir seçim kazanma ihtimali yoktu.

Kısacası, Kurucu Meclisler dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman sömürülen ve ezilenlerin meclisi olmamıştır. Biraz daha demokratik soslu olsalar bile, her zaman iktidar sahiplerinin parlamento veya Silahlı Kuvvetler gibi bir kurumu oldular.

BUGÜNKÜ HEDEF, PINERA DEFOL!

Yukarıda yazdıklarımızdan sonra devrim öncüsünde kolay bir cevap ortaya çıkabilir: Kurucu Meclis talebine kulak asmayın. Ancak bu da ciddi bir hata olacaktır, çünkü ülke çapında hükümete karşı seferber olan insanların çoğunluğu Yeni Anayasa ve meclis talebini görmezden gelmiyor. Yakın zamanda yapılan bir araştırma, nüfusun % 74’ünün yeni bir anayasa ve meclisten yana olduğunu gösteriyor. Ve hatta bu insanların % 70’inin daha fazla gecikmeden yeni bir anayasa ve meclis istemektedir.

Görünüşe göre anlamsız bir şeyle karşılaşırdık. Büyük kapitalistlere karşı seferber olan kitleler, aynı kapitalistler tarafından kontrol edilecek olan bir Kurucu Meclisin gerçekleştirilmesini savunurlar, çünkü Kurucu Meclis’e “evrensel oy hakkı” ile ulaşıldığı sürece onu başka kim isteyebilir; İktidarı sürdürerek, bu süreci kontrol edecek büyük kapitalistler de.

Ama bu durum anlamsız değil. Şili kitlelerinin devriminin başlangıcında yaşadıkları süreci anlamak gerekir. Rus Devrimi’nin büyük liderlerinden biri olan Leon Troçki, Çin için Kurucu Meclis’ten bahsederken, Şili’de neler olduğunu anlamaya yardımcı olacak bir şey söyledi. “Ezilen kitlelerin gücü miktarlarında yatıyor. Bir kez ayağa kalktıklarında bu sayısal gücü evrensel oy kullanma yoluyla politik olarak ifade etmeye çalışacaklar…”

Şili’de sömürülen ve ezilen kitleler ayağa kalktılar, kendilerini güçlü hissediyorlar ve çoğunluk olduklarını biliyorlar, böylece oylama (evrensel oy hakkı) yoluyla taleplerine cevap veren yeni bir meclis elde edebileceklerini hissediyorlar. Evrensel oy hakkını talep ediyorlar çünkü bir şeyleri değiştirebilecekleri başka bir yol bilmiyorlar ve “evrensel oy hakkı” nın kendi iktidarlarını da sürdürmek için kullanımın güçlü bir yöntem olduğunu bilmekten çok uzaklar (“… evrensel oy hakkı, burjuva hakimiyetin enstrümanlarından biridir”) 

Kitlelerin taleplerinin bir Kurucu Meclis tarafından çözülebileceği konusunda bir yanılsaması olduğu doğrudur ve öncünün bu yanılsamalara karşı savaşması gereklidir: ancak bu talebin göz ardı edilmesi, onunla savaşmanın etkili bir yolu olmayacaktır tıpkı Parlamentonun “muhalefetinin” çoğunluğunun yaptığı gibi. Kurucu meclis için yapılan çağrıyı görmek hiçbir şekilde Piñera’nın önerisine destek demek değildir. Tam tersi. Gerekli olan ise öncünün, kitlelerle birlikte, yeni bir meclise olan talebi dile getirmesidir, böylece esasen sokaklardaki talepleri ya da en azından bazılarını karşılamak için istenen demokratik bir Kurucu Meclis, Piñera yönetmeye devam ederse mümkün olmadığını gösterir.

Kısacası, amaç kitlelerin Piñera’ya karşı olan nefretiyle yeni bir Kurucu Meclis arzusunu birleştirmektir. Bunun için “Özgür ve egemen bir Kurucu Meclisi garanti altına almak için Piñera Defol” yüksek sesle ifade edilmelidir. Eğer öncü, Pinera’nın Kurucu Meclis ini görmezden gelmek yerine, özgür ve egemen bir Kurucu Meclis için çağrıda bulunan kitleler ile güçlerini birleştirir ve eylemlere dönüştürürse, Piñera’ya karşı mücadele güçlendirilecek, çünkü kitlelerin hükümete karşı mücadele etmek için bir nedenleri daha oluşacaktır.

PIÑERA SONRASI NE YAPILACAK?

Bugün hükümete karşı duran binlerce aktivist tarafından sorulan bir soru var: Piñera’dan sonra ne olacak?

Şilili kitlelerin taleplerini savunmak için uyanmaları, seferber olmaları ve hükümetin baskılarıyla karşılaşmaları dört aydan fazla sürdü. Piñera’nın düşmesi başlamıştır. Sadece bir ay içinde, Aralık’tan Ocak’a kadar, halk desteği %13’ten %6’ya düştü.

Seferberlik devam ettiği sürece Piñera’nın önümüzdeki aylarda düşmesi mümkündür. Bu, devrimin ilk büyük zaferi olurdu. Ancak bu, toplumsal eşitsizliği sona erdirmek isteyen kitlelerin ana talebinin tatmin edileceği anlamına gelmez. Çünkü bunu yapmak için, mücadele halindeki kitlelerin temsilcilerinin iktidarı ele geçirmek ve emperyalizmle ilişkili olan ve ülkeyi ele geçiren on ailenin varlıklarını kamulaştırmak için gereken bir örgütlenme seviyesine gelmedi. Bu nedenle çok daha zayıflayarak da olmasına rağmen yeni bir burjuva hükümeti, Piñera’nın yerini alacaktır.

Bu durumda, bir Kurucu Meclis talebi, kitlelerin zaferi göz önüne alındığında, daha büyük bir güç ve imkân kazanacak ve hatta kitlelerin özgür ve egemen bir Kurucu Meclisin talebinin başarıya ulaşma olasılığının önünü açacaktır. Bu da, kitleler lehine yeni bir büyük zafer olarak yazılacaktır.

Öte yandan, Piñera düşerse, Kurucu Meclis çağrısı muhtemelen hem kitlelerin hem de iktidar sahiplerinin büyük bayrağı haline gelecektir. Çünkü Piñera’nın düşüşüyle güçlenen kitleler taleplerine ulaşmak isterken,  güç sahipleri ise tam tersini başarmak isteyeceklerdir.

Bu durumda ne yapmalı? Öncünün önemli bir kısmı, muhtemelen, devrimin geleceğinin Kurucu Meclis’den geçmeyeceğine, ancak sokaklarda iktidarı ele geçirme mücadelesinden geçeceğine ikna olmuş durumdadır ve oradan da Kurucu Meclis talebinin göz ardı edilmesi veya boykot edilmesini deneyecektir. Bu ciddi bir hata olur. Çünkü öncü ile Kurucu Meclise katılacak olan kitleler arasında uçurum yaratılacak ve eğer bu gerçekleşirse de devrimin yenilgisinin ilk adımı atılmış olacaktır.

Devrimciler için Kurucu Meclise katılmak, kitlelerin yanlış yanılsamalarını pekiştirmek değil, tam tersi bir yükümlülük nedeniyle olacaktır. Öncünün, kitlelerin onunla deneyim kazanmasına yardımcı olmak için Kurucu Meclise devrimci bir şekilde katılması gerekir.

Bu, ilk etapta, kitlelerin meydanlarda düzensiz bir şekilde ifade ettikleri ve dile getirilmemiş taleplerini kapsayan bir programla katılmak anlamına gelir. Devrimci öncü, Kurucu Meclisi görmezden gelmek ya da boykot etmek yerine, Kurucu Meclise birçok yanılsamasıyla katılacak kitlelere bir alternatif vermek zorundadır; dolayısıyla alternatif bir program çok önemlidir. İçerik olarak Burjuvaziye, sözde “Pinochet Meclisi”nin savunduklarından taban tabana zıt bir program. Bu aslında Pinochet, Patricio Aylwin, Eduardo Frei, Ricardo Lagos, Michelle Bachelet ve Piñera’nın meclisidir, çünkü bu meclis ve anayasa son 30 yılda bu burjuvalar ve taraftarları tarafından inşa edilmiştir. Kitlelerin meydanlarda haykırdıkları içgüdüleri budur: “30 lira değil, 30 yıl!”

İnşa edilecek program kitlelerin yüzlerce talebini içermez, ancak onların temel beklentilerini de karşılar; bakır üretimin yeniden ulusallaştırılması, bankaların işçilerin kontrolü altında kamulaştırılması; emperyalizme dış borç ödemeyi durdurmayı ve Piñera ailesi ve Şili’yi ele geçiren diğer dokuz ailenin mülklerini kamulaştırmayı içerir.

Bu önlemleri almadan AFP’leri sona erdirmek veya sağlık, ulaşım ve ücretsiz halk eğitimini garanti etmek imkansızdır. Başka bir deyişle, nihayetinde, artık yeter diyerek, tüm ülkede meydanları işgal eden milyonlarca Şilili’nin temel haykırışı olan muazzam sosyal eşitsizliği sona erdirmeye başlamak imkansız olurdu.

Hükümet, burjuvazi ve muhtemelen Frente Amplio ve Komünist Parti gibi ”solcu” partiler, kitleleri sokaklardan ayrılmaya ve Kurucu Meclise katılmaya çağıracaklar. Devrimin öncüsü, tam tersini yapmak zorundadır: kitlelere, kurucu meclise sunulacak programı savunmak zorunda kalacakları için, sokakları terk etmeden Kurucu Meclis sürecine katılmaları. Bu program, daha önce söylediğimiz gibi, Kurucu Mecliste oylanmayacak bile, ancak Kurucu Meclis etrafında seferber edilen kitleler tarafından kabul ettirilebilir.

Bu konuyla ilgili olarak, Rus Devrimi sırasında oldukça benzer bir durumda, Çar’ın düşmesinin ardından Lenin Kurucu Meclis talebi hakkında şunları söyledi: “Mümkün olduğunca çabuk toplanmalıdır. Ancak başarısının sadece bir garantisi var: işçi vekilleri, askerler, köylüler vb. Sovyetlerinin sayısını ve güçlerini arttırmak ve işçi kitlelerinin örgütlenmesi ve silahlandırılması tek garantidir ”.

Lenin’in söylediklerine paralel olarak, Piñera Şili’de iktidardan düşerse ve hala işçilerin ve kitlelerin iktidara gelme olasılığı yoksa, şunu söylemeliyiz: Kurucu Meclis toplanmalı, ancak sadece bir tek başarı garantisi var. Bölgesel meclisleri artırın, güçlendirin ve merkezileştirin. Kendini savunma örgütlerini ( Front Line) güçlendirmek ve genişletmek, devrimci bir program etrafında kitlesel seferberlikleri sürdürmek, güçlendirmek ve radikalleştirmek tek yoldur.

Bu yönelimle bugün sokaklarda Piñera iktidarı ile yüzleşen ve geleceği düşünen binlerce aktiviste cevap vermeliyiz: Piñera’dan sonra ne olacak?

YA PİÑERA ÖNÜMÜZDEKİ AYLARDA DÜŞMEZSE?

Ayrıca, Piñera’nın önümüzdeki aylarda (muhtemel gibi görünüyor) düşmemesi olasılığı da vardır ve bu nedenle, Nisan ayında, Kurucu Meclis için seçimlerin onaylanıp onaylanmadığını ( aynı formatta) görmek için referandum yapılır ve onaylanırsa, seçimler Ekim ayında yapılacaktır.

Piñera her zaman Kurucu Meclis çağrısına karşıydı çünkü mecliste her hangi bir türden değişiklik yapılmasını istemiyordu. Daha sonra, büyük seferberliklerin baskısıyla sadece parlamentoda olmak üzere bazı değişikliklerin yapılabileceğini söylemeye başladı, ancak son zamanlarda kitleler tarafından giderek daha fazla baskı altında olan mecliste, müttefikleri ve meclis muhalefeti ile bir araya gelerek bir “Kurucu süreç” için bir tür anlaşma yaptı. 

Piñera’nın yaptığı şey kitlelere karşı son derece kısmi bir tavizdi. Çünkü bir yandan çok demokratik olmayan bir Kurucu Meclis çağrısı yapıyor, diğer yandan seçimlerin önce referandumdan geçmesi gerekeceği ve eğer lehte oylanırsa, Kurucu Meclis için oylama Ekim ayında gerçekleşeceğini söylüyor.  Bu gecikme (çağrıdan bir yıl sonra), kurucu delegeler için seçimlerin büyük kitlesel seferberliklerin ortasında gerçekleşmesini önleme hedefine sahipti, bu da durumun daha da istikrarsızlaşmasına ve hatta süreçte öngörülemeyen bazı sonuçlara neden olabilir.

Daha önce bir Kurucu Meclis çağrısı için bir koşul olarak Piñera’nın iktidardan indirmek için ihtiyaç yönünde kullanılmasını öneriyorduk. Fakat Piñera düşmezse ne yapmalı?

Piñera’nın bu Kurucu süreç çağrısını, antidemokratik doğası için kınamanın gerekli olduğu açıktır. Bu konuda öncü düzeyde herhangi bir tartışma yok. Ancak, içerik açısından hükümetin bu kurucu sürece çağrısı hakkında ne yapılması gerektiği anlamına gelen Nisan referandumu hakkında bir tartışma başladı.

Referandumla ilgili olarak, boykot çağrısında bulunan çeşitli sektörler var, aynı zamanda öncünün önemli sektörleri, Bölgesel Meclisler Koordinatörü mesela diyor ki: “Biz, halk ve bölgesel meclisler ve konseylerin temsil edileceği Kurucu Meclis talebimizi, isyandan önce yaptık.” Bu, savaş öncüsünün geniş sektörlerinde sempati uyandıran bir öneridir, çünkü böyle bir meclis Piñera’nın çağrıda bulunduğu Meclis’ten tamamen farklı olacaktır, çünkü insanlar büyük ve radikal talepler lehine oy kullanabiliyorlardı. Bu teklif, uluslararası akımımız olan LIT (Uluslararası İşçiler Birliği) seksiyonu olan MIT tarafından da savunuldu. MIT şunları söyledi: “Piñera ile yeni meclis için yapılan anlaşma ikiyüzlü bir tuzaktır. Halk meclisleri tarafından toplanan ve örgütlenen bir Kurucu Meclis için ileri. ”

Ancak, bu slogan, Piñera hükümetinin henüz düşmediği ve bu nedenle iktidarda halen kapitalistler olduğu ölçüde, içeriğini kaybetmeye başladı. Niçin? Çünkü nüfusun bazı kesimleri bu tür bir meclise katılabilse de, kapitalistler iktidarda oldukları sürece Meclisteki oylamanın sonucu ne olursa olsun uygulanamaz. Ancak işçiler ve kitleler iktidara gelseydi, bu tür bir slogan daha gerçekçi olabilirdi. Lenin’in dediği gibi, ” yeterli güç olmadan, her şey bir yanılsamadır”

Ancak bu sloganın en karmaşık kısmı, öncü onu gerçekleştirmeyi amaçladıysa, tüm enerjisini herhangi bir geçerliliği olmadan bu tür bir meclisi inşa etmeye yönlendirileceğidir. Piñera, referandum ve daha sonra olası “Kurucu süreç” ile kitleleri kendi tarafına çekerken, devrimci öncünün alternatif olmadığı bir kurucu süreci devam ettirecektir.

Devrimcilerin politikası, özellikle de bir devrimde, devrimin ilerlemesinin tek yolu olmak üzere somut olmalıdır. Bu durumda politikamız, Piñera’nın meclisinin ne karakterde olacağına dair önceden bildiklerimizle değil, kitlelerin bu konuda nasıl ilerleyeceği ile belirlenebilir.

Ve bu durumda cevap, kitlelerin referanduma katılacakları, Yeni meclis oylamasında EVET’e oy verecekleri ve söz konusu Kurucu seçimine katılacaklarıdır. Ve bu gerçekle karşı karşıya kaldığımızda kendimize şunu sormalıyız: Kapitalistler tarafından kontrol edilmeyen, kitlelerin taleplerini sunabileceği daha demokratik bir biçim sunabilir miyiz?

Böyle bir alternatif şu an ortada yok, çünkü işçilerin iktidarı ele geçirme koşulları hâlâ yoktur. Bu nedenle söyleyebileceğimiz sadece bir alternatifimiz var: Pinera’nın kurucu meclisini teşhir edin, referanduma katılın EVET oyu verin ve kazanırsa, sürece ve kurucu meclise devrimci bir program ve eylemle katılın.

Olası bir kurucu meclis vakası, üstelik tamamen demokratik olmayan bir biçimiyle tarihte ilk kez ortaya çıkmadı ve bu tip durumlarda ne yapacağımız sorusu yeniden ve yeniden sorulur;

Katılacak mıyız, katılmayacak mıyız?

Troçki, 1930’da Çin’de bu tip olası bir Kurucu meclis’e atıfta bulunarak şunları söyledi: “…Komüntag’ın bazı sektörleri, üçüncü taraflarla, ulusal bir meclise benzeyen bir şey toplamaya çalışıyor olabilir. Elbette ellerinden geldikçe en çok ezilen sınıfların ve sektörlerin haklarını olabildiğince kısıtlayacaklar. Biz komünistler bu şekilde kısıtlanmış ve manipüle edilmiş bir ulusal meclise girer miyiz? Eğer onu değiştirmek için, yani iktidarı ele geçirmek için, yeterli güce sahip değilsek gireceğimiz açıktır. Bu aşama bizi en azından zayıflatmaz, aksine proleter öncünün güçlerini toplamamıza ve geliştirmemize yardımcı olur. Bu sahte mecliste ve özellikle onun dışında, yeni, daha demokratik bir meclis için ajitasyonumuzu geliştirmeye devam edeceğiz.” 

Ancak şimdi, Kurucu Meclis referandumunda ne yapılacağı ile ilgili olarak, öncü düzeyinde bu tartışmayı etkileyen yeni bir gerçeklik ortaya çıktı.

Yenilik, Piñera’nın kısmi imtiyazını destekleyen burjuvazinin önemli sektörleri, seferberliklerin sürdüğünü ve Ekim ayına kadar sürme ihtimalini de görmelerinin ardından Kurucu meclis çağrısı için pozisyonlarını değiştirmeye başladılar. Kurucu Süreç çağrısına karşıdırlar ve bu nedenle referandumda HAYIR’ı savunuyorlar. Bu konum burjuvazinin ana partileri içinde savunulmaktadır: Hükümet (Piñera ve bakanları) referandumda çekimser kalacağını ilan ederken, tüm UDI tarafından Hayır telaffuz edilmiştir ve aynısını RN’nin % 60’ını yapmıştır.

Bu nedenle, HAYIR’In referandumda başarılı olma olasılığı vardır. Bu bağlamda, bu pozisyonu savunan bu sektörlerin ekonomik gücünü unutmamalıyız ve bu yeni gerçeklik karşısında kendimize şunu sormalıyız: Eğer HAYIR zafer kazanırsa, bu devrimin zaferi mi yoksa yenilgisi mi olacak? Bu sonuç Kurucu Süreç hakkında heyecanlanan kitleler tarafından nasıl görülecek? Kuşkusuz, öncü sektörlerin referanduma katılmama veya boykot etme çağrısıyla bilinçsiz olarak katkıda bulunduğu bir yenilgi olarak.

Piñera tarafından çağrısı yapılan meclis hakkında, daha önce bahsettiğimiz devrimci programı sunmanın yanı sıra, alternatif olarak, bir yandan seçim kampanyası sırasında bu kurucu meclisi teşhir etme ve diğer yandan toplantıların ilk gününden itibaren üç ana noktayı savunma ihtimalini gerçekleştirerek; 1) Tüm mahkumların acil özgürlüğü; 2) Piñera hükümetinin derhal görevden alınması; 3) Kurucu meclisin seçim yapılana kadar hükümeti geçici olarak temsil etmesi..

Böyle bir listenin teklifi, kurucu mecliste çok fazla dikkate alınmadan reddedilsin diye resmi bir sunum yapmayı amaçlamaz. Bu teklif, ana hedef kitlesi olarak, sokaklarda bulunan kitleleri seçmelidir. Harekete geçirilmiş kitlelerin baskısıyla, bu taleplerin adaylar tarafından, özellikle “muhalifler” veya “bağımsız” olarak tanınanlar üzerinde bir etkisi olması ve bu taleplerin etrafında, ilk oturum gününde Meclis veya Kurucu Süreci çevreleyen kitlesel bir seferberliğin çevrelenmesi konusunda ısrar etmesi hedeflenmelidir.

Kitleler tarafından baskılanan meclis, bu noktalardan herhangi birinin lehine oy kullanırsa, ki bu pek olası değil, bu zaferi mümkün kılanın kitlelerin seferberlikleri olduğunu ispatlayacaktır. Aksine, bu talepler reddedilirse de, Kurucu Meclis’ten beklentileri olan kitleler, pratikte mahkûmları serbest bırakma ve Piñera’yı devirme yolunun Kurucu meclisten değil, devrimci yollardan geçtiğini görebilir hale gelecektir. Seferberliği Kurucu Meclise karşı yönlendirmek ise, hükümet planının en büyük hatası olacaktır.

Martín Hernández

Göz atın

Sivas’ın Acısıyla Yaşamak

2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri kanlı bir katliama dönüştü. Dönemin iktidar ortağı olan …

Hem Kıdemini alma, hem de öl tasarısı

Hemen her 3-4 ayda bir işçi sınıfının önüne konulan, kıdem tazminatının bir yerlere devri konusunda sendikalar, …