Anasayfa / Dünya / ZAMANE DEVRİMLERİ, KARŞI DEVRİMLERİ, HALK HAREKETLERİ: NASIL BAKMALI-2

ZAMANE DEVRİMLERİ, KARŞI DEVRİMLERİ, HALK HAREKETLERİ: NASIL BAKMALI-2

Milliyetçi küçük burjuva antiemperyalizminin sınırları?

Bazı rejimler için yapılan “antiemperyalist” yakıştırmasının neye dayandığına gelince: Bu yakıştırma, söz konusu rejimlerin kuruluş dönemlerindeki zorunlu emperyalizm karşıtlıklarının dışında ekonomik yapıları ve Batı ile mesafeli, sürtüşmeli veya düşmanca ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. Bu karşıtlık devrimci sosyalizminkinden çok farklıdır. Bu rejimlerin kuruluş dönemlerindeki antiemperyalizmleri gerçek bir kapitalizm karşıtlığına dayanmaz. Sorun, Batılı büyük güçlerin sömürgecilik dönemi ve sonrasında bu ülkelerde oynadıkları ekonomik, siyasi, kültürel rolle ve sık sık yaptıkları müdahalelerle ilgilidir. Söylemi ne olursa olsun bu karşıtlık gerçekte ulusal kurtuluş veya bağımsızlık hedefiyle, yani esas olarak milliyetçilikle sınırlıdır. Bu hedefler ve bunların çağrıştırdığı sonuçlar devrimlerin radikal küçük burjuva önderlikleri için yeterlidir. Bu aynı zamanda sınıfsal bir sınırdır. Zaten bu rejimler ideolojik söylemleri itibariyle “kapitalizmin ve komünizmin dışında üçüncü bir yol” seçtikleri iddiasındadırlar. Pratikte bunun anlamı genelde dönemin SSCB’si ile “emperyalizme karşı” yakınlık tesis ederken komünistlere baskı ve işçi sınıfının her türlü bağımsız örgütlenmesinin engellenmesidir. Kapitalizmle ilgili sorun ise millileştirmeler yoluyla kurulan “devlet kapitalizmi” yoluyla çözülür! Gerçekte bu küçük burjuva diktatörlüklerinin burjuvaziyle aralarındaki “doğal” toplumsal bağlar ve temeldeki kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkileri sayesinde kapitalizm “yerli ve milli” kılıklarda varlığını sürdürür. Ekonomik gerilik, sermaye yetersizliği, dünya pazarıyla ilişkinin kaçınılmazlığı vb. nedenlerle bu burjuva toplumsal-iktisadi temel emperyalizmle giderek daha yakın ilişkileri zorlamaya başlar. Özellikle “Sosyalist Blok” un yıkılmasını takip eden dönemde bu tür dönüşümlerin çok sayıda örneği yaşanmış ve yaşanmaktadır. Örnekler arasında ne yazık ki “sosyalist” ülkeler de vardır.

Bu milliyetçi rejimler, emperyalizme karşı başlangıçta ulusal kaynaklarını millileştirmek ve siyasi bağımsızlıklarını kurmak ve korumak amacıyla hareket ederlerken, ağırlık noktaları sınıfsal karakterlerine uygun biçimde zaman içinde giderek değişmiştir.  Bir çürüme sürecinin ardından amaç artık ülke kaynaklarının ve iç pazarın “akredite” bir kesim tarafından olabildiğince dışa kapalı biçimde sömürülmesidir. Ekonomideki devlet kapitalizmi modeli böyle bir sistem için uygun bir temel oluşturmuştur. Yeni dönemde çoğunlukla bir hanedan tarafından denetlenen ekonomik-mali kaynaklar aile fertleri, yüksek bürokrasi ve rejimle işbirliği halindeki kapitalistler arasında paylaştırılır. Rüşvet, komisyon ve yolsuzluk sistemin başlıca araçlarıdır. Zamanla ihtiyaçlar doğrultusunda ülkeye giren veya girecek olan yabancı sermayenin de yerli çıkar grupları ile ortaklıklar kurarak ve bu usulü fazla bozmadan faaliyet göstermesi istenir. Yani bu ülkelerdeki emperyalizm-Batı karşıtlığı, artık, esas olarak uygun olmayan (iç ve dış) “yabancılara” kapalı, “yerli ve milli” veya yerli-yabancı ortak bir sömürü, hatta yağma sistemine dayanır. Sistem, ekonomik zorunlulukları ve burjuva çıkarları nedeniyle, siyasi bir itiraz ileri sürmemek şartıyla gelecek yabancı yatırımlar için her türlü liberal tedbiri almaya, halkı daha da yoksullaştıracak serbest piyasa reformlarını yapmaya hazırdır. (Bu “radikal” rejimlerdeki halk ayaklanmalarının çoğu bu yoksullaştırma nedeniyle patlamıştır.)  Hâlâ sürdürülen antiemperyalist söylem,  ise giderek daha çok, yoksul halkın yönetime sadakatini ve rejimin meşruiyetini “dış düşmanlar” üzerinden sağlamaya ve rejimin uluslararası çıkarlarını korumaya yöneliktir. Yani bu sistemin temel sorunu, artık ulusal bir devrimin korunması veya sürdürülmesi değil, içeride belirli burjuva sınıf çıkarlarının muhafaza edilmesi ve bunu sağlayan siyasal dengenin sürdürülebilmesidir. Daha serbest bir kapitalizm ve piyasa ekonomisi ve de mümkünse siyasi bir değişiklik talep eden “dış güçlere”  karşı “direnişin” asıl temeli budur!

Eğer kitlelerin özgürlük taleplerine sahip çıkıp mücadelelerine önderlik etmek gibi bir niyetimiz ve bu ülkelerde proletarya devrimi yapmak gibi bir hedefimiz varsa faaliyeti böyle bir toplumsal-siyasi gerçeklik üzerinde inşa etmek durumundayız. Koşullar, kitlelerin bilinç durumları ve öne çıkan burjuva önderliklerin nitelikleri her ne olursa olsun yabancılık çekmemiz için bir neden yoktur! Zaten bildiğimiz bir şeye yabancılık çekmemiz söz konusu olamaz.

A group of Whole Foods employees dismissed by managers for wearing Black Lives Matter masks during their shifts gather outside of the Whole Foods on River Street in Cambridge. (Jesse Costa/WBUR)

Zamanımız “devrim-karşı devrim diyalektiğinin”  son derece belirgin hale geldiği bir zamandır. Birbirine zıt tarihsel eğilimler iyice iç içe geçmiştir. Nesnel koşullar, kapitalizmin bunalımının dünya çapında harekete geçirdiği dinamiklerin daha da uzlaşmaz hale getirdiği çelişkiler dünyamızın koşullarını devrimlere olduğu kadar karşı devrimlere de açık hale getirmiştir. Devrimci sosyalistlerin “koşulları beğenmemesi”, kitlelerin halihazırdaki durumlarından şikâyet etmesi gibi bir durum olamaz. Görevimiz nesnel koşullarla öznel koşullar arasındaki açıyı kapatmaktır. Nesnel koşullar insanların iradelerine göre biçimlenmeseler de öznel koşulları değiştirmek mümkündür. İnsan bilincinin en önemli özelliklerinden biri mücadele içinde değişebilir, değiştirilebilir olmasıdır. Öne çıkan muhalif siyasetçilerin Batı yanlılığını, gericiliğini öne sürerek çürümüş burjuva diktatörlüklerini aklamak bizim işimiz değildir. Bütün bu ülkelerde gidişatın yön değiştirmesi ve devrimci bir nitelik kazanması mümkündür. Bütün devrimlerin hammaddesi günlük düzenin dışına çıkıp tarih sahnesine giren kitlelerdir. Devrim onlar tarafından ve onlarla yapılır. Bazı rejimleri ayakta tutmak için milyonlarca emekçiyi İslamcı, faşist, liberal vb. burjuva gericiliklerinin, emperyalizminin ve gerici bölge devletlerinin eline terk edemeyiz.

Hakkı Yükselen

Göz atın

REJİM SORUNU KRİZE DÖNÜŞÜRKEN

Bütün bu olup bitenleri öncelikle bir rejim sorunu olarak ele almak gerekiyor.  Türkiye’nin rejim sorunu, …

Devrimci Marksizmin Yorulmaz Savaşçısı Troçki

Lev Davidovich Bronstein, tanınmış adıyla Troçki, 21 Ağustos 1940’ta Stalin’in emri ile ajan Ramon Mercader …