Anasayfa / Aslı Sevim

Aslı Sevim

RUS DEVRİMİ ÖNCESİ, SIRASI VE SONRASINDA KADINLAR

Bolşevizmin ilk günlerinden Rus devrimine kadar olan tarihi, kadın sorununa nihai cevabı sağlayan şeyin sınıf mücadelesi olduğuna dair zengin dersler içermektedir. Bu makalede Marie Frederiksen, Bolşevik Parti’nin kadın sorununa ilk günlerinden devrime ve iktidarı ele geçirdikten sonraki yaklaşımını inceliyor. İlk olarak 8 Mart 2017’de yayınlan makalede yazar, partinin kadınları dahil …

Devamını oku »

Kargo İşçisi, Kardeşim…

Türkiye bize her gün birden fazla kardeş acısı yaşatıyor. Her ne kadar şu an işsiz de olsam tüm işçilerle kurduğum kardeşlik bağı bu acıyı benim de hissetmeme neden oluyor. Samsun’da sanayide çıraklık yapan 14 yaşındaki Harun Mete Şahin’in, Osmaniye’de sulama yapan 16 yaşındaki Serhat Sarıyıldırım’ın acısı hala taze.  En sonuncusunun …

Devamını oku »

Güvensizlik ve Güvencesizlik Kıskacında..

Toplum mühendisliği iktidarların çok sevdiği bir kavram. Yeri geldiğinde ideolojik üstünlüğünü perçinlemek, yeri geldiğinde korkudan beslenmek için kullanışlı hale getiriliyor. Nedir bu toplum mühendisliği? En basit anlamda; bireylere iktidar tarafından dayatılan ya da sunulan ideolojinin bir biçimde kabul ettirilmesidir. Kavram, kitlelerin ve sınıfların bilincini, iradesini çoğunlukla hiçe sayan ve iktidarın gücünü olduğundan fazla yüceltmesi ve fazla mekanik olmasıyla eleştirilse de iktidarların toplumu şekillendirmek …

Devamını oku »

Göçmenler Görünmez midir?

27 Haziran gecesi, Van Gölü üzerinde iki akraba balıkçının, 100’ü aşkın göçmeni taşıdıkları tekneleri battı. Göçmenlerin çoğunluğunun kimliği bulunmaması üzerine İçişleri Bakanlığı cansız bedenine ulaşılan göçmenlere numaralar verdi. Ne yazık ki bu büyük dram Türkiye’de adli bir haber kıymeti bile verilmeden satır aralarında boğuluyor. Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu üyesi Mahmut Kaçan, bugün hayatını kaybeden göçmenlerden birinin Pakistan vatandaşı Husnain Mehdi olduğunu ve kimlik tespitinin ardından Husnain Mehdi’nin cenazesinin ülkesi Pakistan’a gönderilmesini isteyeceklerini duyurdu. İran’dan Türkiye’ye gelen göçmenlerin yeni rotası olan Van’da meydana gelen bu korkunç kaza ilk değil. Son sekiz ay içinde bilinen iki büyük kaza gerçekleşti. BBC Türkçe’ye bilgi veren Avukat Mahmut Kaçan, ”Kara yolunda birçok yere kontrol noktaları kuruldu, bu noktalarda yakalanmamak için göl üzerinden mülteci taşımacılığı yapılmaya başlandı. Aralık ayında da yine küçük bir balıkçı teknesine 100’ü aşkın düzensiz mülteci bindirilmiş, tekne batmış, 7 mülteci hayatını kaybetmişti. Van Gölü üzerindeki tekneler küçük balıkçı tekneleri ve sağlam değiller. Sekiz ay içinde göl üzerinde iki tekne kazası olması tesadüf değil. Bu kaza da gösterdi ki göçmenleri kaçak bir şekilde göl üzerinden karşıya taşımak gibi yeni bir trend gelişmeye başladı.” diyor. Kaza sonrası Van Gölü’ne giden İçişleri Bakanı ise bu insanlık dramı karşısında yaşadıkları ülkede var olma imkanı bulamayan insanlar için şu sözleri kullandı: ”2017’de 175 bin, 2018’de 268 bin, geçen sene de 454 bin kaçak göçmen yakaladık. Salgın olmasına rağmen Afganistan, Pakistan, İran ve Afrika’dan toplam sadece Van iline bu yıl 20 bin göçmen baskısı oldu. Salgın var. Toplam 21 bin civarında göçmen baskısı, bunun 16 bini sınırdan bir şekilde engellenerek alınmadı, geri kalan 4 bin 500’ü de güvenlik güçlerimizce yakalandı.” Türkiye’de göçmenlerin insan olduğunun unutulduğunun tek kaydı maalesef bu değil. Yine geçtiğimiz haftanın satır arası haberleri arasında Bursa’da Suriyeli bir kadına hakaret eden gruba engel olmaya çalışan 17 yaşındaki Suriyeli Hamza Ajan, kalabalık tarafından dövülerek öldürüldüğü yer aldı.  Artıgerçek yazarlarından Nurcan Kaya’nın yazısında da belirtildiği gibi Türkiye 1951 tarihli BM sözleşmesine koyduğu çekince nedeniyle ülkenin doğusundan gelenleri mülteci olarak kabul etmiyor. …

Devamını oku »

“Yeni Normal” Yasaklar

Bizler nefes alamazken, iktidar ağzımızı açmamıza izin vermemek için elinden geleni yapıyor. Oysa şunu unutmamak lazım emekçilerin örgütlenme, gösteri yapma ve sendikalaşması asla taviz vermemeleri gereken bir haktır! Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim, emekçilerin örgütlenmesi ve eylemleri yasaldır, meşrudur! Çiğdem Toker, Sözcü Gazetesi’ndeki 29 Mayıs tarihli köşesinde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 27 Mayıs tarihinde yaptığı “enteresan” ihaleleri yazmıştı. Habere göre adeta savaş dönemi satın almaları yapan …

Devamını oku »

Covid-19 Krizi ve “Düşük Vasıflı” İşçinin Bitişi

“TEMEL” EMEKÇİLER ÇALIŞIRKEN, EMEK PİYASASININ DURDUĞU BİR PANDEMİ Mark Bergfeld ve Sara Farris 10 Mayıs 2020 “Günün birinde toplumumuz hayatta kalmak için sağlık çalışanına, çöpümüzü toplayan insana saygı gösterecek, çünkü çöpümüzü toplayan kişi doktorlar kadar önemlidir ve eğer işlerini yapmazlarsa hastalıklar artar. Tüm emeğin onuru vardır..” —Martin Luther King COVİD-19 krizi işçi sınıfına pek çok acı ve çileye neden oluyor. Sevdiklerinin ölümünün yanı sıra, işsizlik ve gelir güvencesizliği de belirsiz bir gelecek doğuruyor. Ancak kriz aynı zamanda iş dünyasında oldukça çelişkili (ve potansiyel olarak ilginç) sonuçlara yol açıyor. Gözümüzün önünde, COVID-19 krizi, kafa ile kol emeği arasındaki geleneksel iş bölümünün dayandığı temeli çözüyor. Özellikle bu kriz, yaşamın ve toplumun yeniden üretimi için gerekli olan tüm vasfı ve işleri en altta tutan beceri-hiyerarşisinin meşruiyetini sorgulamaktadır. Bir anda, gıda zincirindeki işçiler, tarım emekçilerinden gıda fabrikalarındaki işçilere, süpermarket çalışanlarına, atık toplayıcılara ve temizlikçilere, sağlık ve bakım hizmeti çalışanlarına kadar “anahtar” ya da “temel” işçiler olarak adlandırıldı ya da kendilerine savaş zamanı ekonomilerini çağrıştıran ve bu yılın başlarında hayal bile edilemeyecek diğer hukuki yetkiler verildi. Bu açıdan, bu olanlar çok radikal görünmeyebilir ama öyleler. Sonuçta, düşük vasıflı ve yüksek vasıflı işler arasındaki ayrım, sermayenin ücret eşitsizliklerini meşrulaştırmasına, sosyal üretimi yeniden damgalama ve devalüe etmesine ve yoksul ülkelerden daha zengin olanlara uluslararası göç hareketlerini harekete geçirmesine izin verdi. Böylece, mevcut kriz ve yarattığı geleneksel iş bölümünün (ve hiyerarşisinin) (anlıkolarak) çözülmesi, bizi düşük vasıflı işlerin temellerini sorgulamaya, sözde “vasıfsız” emeğin, toplumsal cinsiyetçi doğasını, gelmekte olan sınıf mücadelelerinin merkezine “yaşamı sürdüren faaliyetleriyle” geçeceğini her zamankinden daha net görmeye zorluyor.  EMEK PİYASASI ÇALIŞMIYOR Mevcut paradigmatik değişimi anlamak için, “düşük vasıflı işçi” tasvirinin toplumsal olarak nasıl inşa edildiğini tanımak gerekir. OECD düşük vasıflı işçileri, yaptıkları işe göre değil, eğitim durumlarına göre tanımlar. …

Devamını oku »

KADINLARIN ÖRGÜTLERİNE VE KAZANIMLARINA DÖNÜK SALDIRILAR NE ANLAMA GELİYOR?

“Salgınla değeri anlaşılan yaşamsal alanlarda çalışan emekçilerin, bilhassa kadınlar olmak üzere, toplumun ezilen kesimlerinin olması bu taraftan yükselebilecek herhangi bir talebin doğmadan boğulmasını gerektiriyor.” Son 20 yılda Türkiye’nin en örgütlü mücadele hatlarından birini kadınların kurduğunu söylesem yanılmış olmam sanırım. Gerek hukuksal alanda gerek sokakta verilen mücadelenin ataerkil devlet şiddeti ile aramızda sağlam …

Devamını oku »

Üzgünüz, Size Ulaşamadık

“Akıl dışı ve insanlık dışı görünen yaşam biçimi bugün milyonlarımızın gerçeği ve Üzgünüz, Size Ulaşamadık bu gerçeğin,karşısına dikilmedikçe, ne denli acımasız olabileceğini anlatıyor bize.” Size bir soru sormak istiyorum. Lütfen okuduktan sonra birkaç saniye de olsa gözlerinizi kapatıp samimi bir cevap bulmaya çalışın. Aileniz büyük bir savrulmanın eşiğinde, çocuklarınızdan biri umutsuzluk içerisinde eğitim hayatını hiçe sayıyor ve hırsızlık yaparken yakalandı. …

Devamını oku »