Anasayfa / Dünya / Troçkistlerin II. Dünya Savaşı’nda Nazizme Karşı Mücadelesi

Troçkistlerin II. Dünya Savaşı’nda Nazizme Karşı Mücadelesi

Gabriela Liszt, 8 Mayıs 2017

Bugün 2.Dünya Savaşı’nda Müttefik kuvvetler zaferinin 72. Yıldönümü. Fakat bu savaş sürekli söylendiği gibi faşizm ve demokrasi arasında cereyan etmiyordu. Bu, dünyanın yeniden paylaşılması için emperyalist güçler arasındaki bir savaştı. Troçkistler ise, savaşın sosyalist devrim ile sonuçlanması için birçok ülkede mücadele ettiler.

Leon Troçki’ye göre İkinci Dünya Savaşı emperyalist bir savaştı. Savaşı kimin başlattığından bağımsız olarak, “ulusal bağımsızlık için” bir savaş değildi. Bu, finansal sermayenin farklı kesimlerinin çıkarları doğrultusunda dünyanın yeniden paylaşılması için bir savaştı. “Bu emperyalist savaşta bulunmak, şu ya da bu ulusun konumunu başkalarının pahasına iyileştirebilir ya da kötüleştirebilir” diye ekliyordu.

Fransa, Büyük Deney

İşgal altındaki ülkelerdeki devrimciler için doğru politika neydi? Bu tartışmanın merkezi burjuvazisi çoğunlukla Nazilerle işbirliği içinde olan emperyalist bir ülke Fransa idi. Londra’daki General De Gaulle çevresindeki küçük bir grup ise yalnızca İngiltere politikasına yedeklenmişlerdi.

Fransız işçi sınıfı savaştan önce büyük bir yenilgiye uğramamıştı ve Fransız Komünist Partisi (PCF) hala güçlü bir etkiye sahipti. 1939’da Hitler-Stalin paktı ile etkisi azalmasına rağmen, SSCB’nin Nazi istilası sonrası ve PCF’ nin “anti-faşist” kampta yeniden yer almasından sonra 1941’de tekrar güçlendi.

Savaşın başında Fransa’da üç Troçkist grup vardı: Dördüncü Enternasyonal, Enternasyonalist Komünist Akım (CCI) ve Barta grubu Komiteleri. Büyük değillerdi, ama her birinin oldukça dinamik kadroları vardı. İşgalden önce, bazı Troçkist liderler Fransız burjuvazisi tarafından gözaltına alınarak tutuklandı, cezaevlerinde yalnızlaştırıldı ve grupların üyelerinin çoğunluğu orduya alındı. 

Troçki’nin uğradığı suikasttan sonra, Dördüncü Enternasyonal Komiteleri’nde Marcel Hic ve Yvan Craipeau tarafından yazılan ve savaş konusunda ne tür bir pozisyon alınacağı hakkında bir tartışma yazısı vardı. Yazarlar, Fransa’nın “ezilen ülkeye dönüştürüldüğünü” kabul ediyor ve Fransız burjuvazisinin gerici karakterinin altının çizilmesine rağmen, ulusal bir kurtuluşa yönelik acil hedefler için burjuvazi ve küçük burjuvaziyle birleşik cepheler çağrısı yapıyordu. Kuşkusuz bir şekilde oportünist olan bu pozisyon daha sonra düzeltildi.

Dördüncü Enternasyonal sekreterliği, Jean Van Heijenoort, New York’tan, birleşik cepheyi kurabilecek bir Fransız burjuvazisi topluluğu olmadığını belirtmişti;

Büyük Fransız burjuvazisi, Hitler ile bir anlayışa varmayı zaten başardı. Ulusal direniş nüfusun daha yoksul kesimlerinde, kentsel küçük burjuvazi-köylülerde ve işçilerde yoğunlaşıyor. Ancak mücadeleye en kararlı karakteri veren ve onu Fransız kapitalizmi ve Petain hükümetine karşı mücadeleyle nasıl birleştireceğini bilecek olan ikincisidir. 

Heijenoort, Troçki’nin öne sürdüğü ve demokratik taleplerle birlikte gündeme getirilmesi gereken merkez sloganına geri döner:

Avrupa’nın faşist “yeniden inşası” na; yani sefalet ve yıkımın devam etmesi için Sovyet Avrupa Birleşik Devletleri’ne karşıyız… Baskı ve diktatörlük karşısında, işçiler demokratik özgürlükler (basın özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, vb.) mücadelesinden vazgeçmeyecektir. Fakat bu mücadelenin, bu baskıyı ve diktatörlüğü doğuran çürüyen burjuva demokrasisini canlandıramayacağını anlamalıdırlar. Avrupa’da artık mümkün olan tek demokrasi işçi demokrasidir…

İşçilerin Direnişi

İşçilerin Nazi işgallerine karşı direnişi 1941’de Hollanda ve Norveç’te silah zoruyla kırılan büyük grevlerle başlar. Van Heijenoort, işgal rejimleri ile işgal altındaki kitleler arasındaki artan çelişkileri analiz ederek Hitler’e karşı kesin bir darbenin sadece işçilerden gelebileceğini tekrarlıyordu. Devrimcileri işgalin ortaya çıkardığı taktiksel problemleri hafife almamaya çağırıyordu:

Ulusların kendi kaderini tayin hakkını tam olarak tanıyoruz ve bunu temel bir insan hakkı olarak tereddütsüz olarak savunmaya hazırız. Bununla birlikte, bu hakkın savaşta her iki kamp tarafından da ayaklar altına alındığı ve emperyalist bir “barış” durumunda dahi ona saygı duyulmayacağı gerçeğini değiştirmez. Kapitalizm can çekişirken bu demokratik talebi giderek daha az karşılayabilir durumdadır. Sadece sosyalizm uluslara tam bağımsızlık hakkı verebilir ve her tür ulusal zulme son verebilir. Ulusların kendi kaderini tayin hakkından bahsederken şimdi sessiz kalmak ve/veya bunun gerçekleştirilmesinin tek yolu olarak, ancak bir proleter devrimin gerektiğini öne sürmek, gerçek şu ki,  sığ bir cümleyi tekrarlamak, yanılsamaları yaymak ve işçileri aldatmaktır.

Ayrıca küçük burjuvazinin General de Gaulle’ in arkasındaki İngiliz emperyalizmi ile nasıl yan yana olduğuna ve kitle mücadelelerinden yalıtılmış ve büyük kahramanlıklarına rağmen işçi sınıfına yabancı yöntemler olan bireysel casusluk, terör ve sabotaj eylemleri yaptığına dikkat çekiyordu. Aslında bu eylemler çoğu zaman kitle mücadelesi hazırlıklarına zarar verirler. İşgale karşı nefretin artması, Mareşal Pétain’in işbirlikçi Vichy hükümetinin bonapartist eğilimlerini pekiştirmesine yol açtı.

Nazilerce işgal edilmemiş, fakat Laval ve Petain idaresinde olan bölgede, Troçkist Bölge Komitesi, işgal edilmiş ve işgal edilmemiş iki bölgeyi de anlatan bir döküman hazırladı. Bu belge, Nazi işgalinden sonra kıtanın değişen durumunun analizini ve buna cevaben ulusal direniş gruplarının yaygınlaştırılmasını hedeflemekteydi.

“İşbirliği” yöntemi ile tüm Avrupa’nın Nazi ittifakında birleşmesi fikri, bir başarısızlık olmuştu, bu yüzden Naziler iradelerini “ancak zorla” dayatmışlardı. Komitenin yayımladığı belge, nesnel bir gereklilik olduğunun kabul edilmesinden başlayarak “Birleşik Avrupa” fikrine geri dönüyor:

Kıta birleşmesi zorunludur. Bu birleşme iki farklı yolla gerçekleştirilebilir: muzaffer bir emperyalizmin hegemonyası altında emperyalist bir “yeni düzen” ya da Avrupa işçi sınıfının (Avrupa Sosyalist Birleşik Devletleri) hegemonyası altında sosyalist dönüşüm biçimindeFaşist Yeni düzen” biçiminde yani kendi içinde “demokratik” biçimde görünse de (“Anglo-Sakson zaferi durumunda olduğu gibi), karşı-devrimci bir çözümdür.

İkinci durumda, daha büyük bir zorlama ve baskı olacağı kabulüyle, Avrupa halklarının yok edilmesini ve tamamen boyun eğmesini sağlamak için üçüncü bir dünya savaşına doğru dinamikler oluştururlar. Bu durum proleter sosyalizmi ile yakından bağlantılı olarak ulusların kendi kaderini tayin mücadelesine yol açar. Bu çerçevede, Guallist milliyetçilikten farklı, “İngiliz askeri aygıtının bir eklentisi” ve bir emperyalist ulusal partinin temsilcisi olan kitlelerin ulusal duygularına yönelirler.

Stalinizm Milliyetçiliği Destekliyor

Direniş, esasen Hitler’in Haziran 1941’de SSCB’yi istilasından sonra ani bir siyasi dönüş yaşayan PCF tarafından yönetildi. Ulusal direniş sorunu, Sovyetler Birliği’nin savunulması ve Stalinizmin eleştirisi Troçkistler ile yakından ilişkiliydi. De Gaulle’u “gerici ve sömürgeci bir temelli hareket” olarak gören PCF, SSCB’nin işgalinden sonra eleştirilmez bir müttefik görmeye başladı. De Gaulle’ın birkaç yandaşı vardı, ancak PCF hemen onunla birlikte bir blok oluşturdu: “Fransa’nın Bağımsızlığı için Ulusal Mücadele Cephesi”.

PCF’nin politikası milliyetçiydi. Ana sloganları açıkça şovenist anlam içeren “a chacun son boche” idi –  “Her Fransıza Almanları öldürme izni ” . Küçük burjuvazinin bireyci yöntemlerini (sabotaj, terörist saldırılar) kullanmayı ve böylece Müttefiklerin politikasını desteklemeyi seçmişti. 1941’de Troçkist basın bu politikaya karşı çıkan bir karar yayınladı:

Hitlerizme yönelik popüler düşmanlık hareketinin proleter ve anti-kapitalist yönündeki gelişimi için Alman askerleri ve işçileriyle dayanışmak gerekli koşuldur. Parti, Alman işçilerin ve askerlerin işbirliği olmadan Avrupa’da devrimin mümkün olmayacağını unutmamalı. Böylece Alman işçileri ile dostça ilişki kurmak vazgeçilmez görevlerimizden biri olmaya devam ediyor. Alman ve Avrupalı işçiler arasındaki açıyı genişleten herhangi bir eylem doğrudan karşı-devrimcidir.

Bu karar aynı zamanda Stalinistler ve Troçkistler arasında yerel ve bölgesel düzeyde birleşik cephe deneyimlerinin önemini vurgulayarak, PCF’nin işçi sınıfının ana grubu olduğunu hatırlatıyordu.

İşgal edilmeyen bölgedeki Troçkist grup, Marsilya limanına gelen Amerikalı denizciler aracılığıyla New York’taki Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Sekreterliği ile temas kurdu. Temmuz 1942’de ise bu grubun çoğunluğu tutuklandı ve hapse mahkum edildi. (Bazı soruşturmalara göre, tutuklama Stalinist bir provokasyonun sonucu idi. Tutuklananlar arasından kaçarak kurtulan ancak sonra ortadan kaybolan Pietro Tresso da vardı. Daha sonra Stalinistler tarafından suikastle öldürüldüğü doğrulandı.) Bu nedenlerle ABD ve Fransız Troçkistleri arasındaki temas koptu.

Ulusal Sorun sui generis

New York’ta Van Heijenoort, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Sekreterliği’nin önde gelen üyesi idi ve Avrupa’daki acil duruma ve devrimciler için ortaya çıkan yeni sorunlara cevap vermeye çalıştı. Avrupa’nın yapısal tarihi sorunları, farklı dönemlerde ulusal meselelerle ilişkileri ve farklı sınıfların rolü hakkında önemli katkılarda bulundu. Ayrıca Troçki’nin tezlerinin geçerliliğine, ulusal kurtuluş sorunuyla ilişkilerine ve sosyalist devrim olasılıklarına da bakıyordu. Diğer kavramların yanı sıra, “Almanya’nın Avrupa’yı işgal etmesinin kendine özgü ulusal bir sorun yarattığı, bu ulusal sorunun, kapitalizmin can çekiştiği dönemde, daha güçlü emperyalist devletler tarafından ezilen emperyalist uluslardaki kitlelerin direniş hareketi” olduğunu savunuyordu.

Van Heijenoort, direnişin sınıfsal karakterine vurgu yapıyor, küçük-burjuva ve Stalinist mücadele yöntemlerini eleştiriyor, onları işçiler tarafından gerçekleştirilen sabotaj eylemlerinden ve orta Avrupa’da gelişmeye başlayan ulusal gerillalardan ayırıyordu. Özellikle Yugoslavya’daki Alman ve İtalyan işgaline karşı savaşan köylülerin ve işçi gerillalarının tüm komşu ülkelerdeki isyanların öncüleri olduğunu vurguluyordu. (Yunanistan, Makedonya, Romanya ve Bulgaristan).

Troçki’yi yeniden yorumlayarak, sosyalizmden önce bir basamak olarak faşizme karşı “demokratik devrim” gerekliliğinde ısrar edenlere cevap veriyordu:

Ulusal kurtuluş ve mevcut direniş hareketine katılım, hiçbir şekilde yeni burjuva ulusal devrimleri veya ne burjuva ne de proleter, ama “ulusal” “popüler” ”demokratik” olacak özel bir niteliksel devrimi beklememiz gerektiği anlamına gelmez… Hem 1789 Fransız devrimi hem de 1917 Rus devrimi ulusal, popüler ve demokratikti, ancak ilki özel mülkiyet saltanatını sağlamlaştırırken diğeri onu sona erdirdi. Bu açıdan biri burjuva diğeri proleter nitelikte idi. Önümüzdeki Avrupa devrimine gelince, proleter karakteri ilk adımlarından anlaşılacaktır. …  … Nazizmin çöküşünden sonra burjuva parlamentarizminin yenilenmesi olan “demokratik” bir aşama mümkün mü? Böyle bir olasılık dışlanamaz. Fakat böyle bir rejim hiç bir burjuva devriminin ya da sınıflar üstü bir ‘demokratik devrimin’ ürünü olmayacaktır; henüz tamamlanmamış olan ve hala burjuva karşı-devrimi ile hesabını görmek zorunda olan proleter devrimin geçici ve istikrarsız ürünü olacaktır.

İşçi Hareketinin Yeniden Canlandırılması

1941’de, Alman ordusu için çalışmayı reddeden ve madenin sivil halka teslim edilmesini talep eden madencilerin Kuzey ve Pas-de-Calais’teki grevleri ile birlikte Fransız işçi hareketi yeniden canlandı. Almanların ucuz işgücü ihtiyacı Laval’ın bir rapor sunmasına neden oldu: Alman fabrikalarına sürülen her üç işçi için bir Fransız savaş esiri ülkesine geri dönecekti. Ancak bu öneri başarısızlığa uğradı. 22 Ağustos 1942’de Nazi işçi servisinin önde gelen görevlisi Sauckel, Reich İşçi Servisine (Service duTravail Oligatoire, STO) işgal altındaki ülkelerdeki tüm erkek ve kadın işçilerin zorla çalıştırılmasını emretti.

İşçilerin güçlü tepkisi Nazileri ve Viçistleri şaşırtır. 1937’den bu yana ilk kez bir fabrika işgali gerçekleşmiş ve gösteriler çoğalmaya başlamıştı. Trenler Almanya’ya gitmek üzere kalktığında Enternasyonel marşı söylenir olmuştu. Broşürlerinde   – “Fransız işçiler Almanya’ya sınır dışı edilemez” ve “Relève’ye karşı mücadelemizi örgütleyelim!” –yazan Fransız Troçkistleri bu mücadelelere müdahale ederler. Sınır dışı edilmesi gereken 500.000 işçinin yarısından azı ayrılır. Aynı zamanda, 1941’den başlayarak, özellikle CCI, 1942’de meyve vermeye başlayan fabrikalarda gizli bir çalışmaya başlar.

Temmuz 1942’de, Dördüncü Enternasyonal’in yeni kurulan Avrupa Sekreterliği “Ulusal sorun üzerine tezler” yayınladı. (Bu “Tezler” Marcel Hic tarafından yazılmış ve Quatrième Internationale No: 2’de yayınlanmıştır. Ulusal harekete karşı oportünist tezleri savunduğu için eleştirilmiştir.) Üç yıllık savaştan sonra, güçler dengesi proletarya lehine daha elverişli olmaya başlamıştı. Küçük burjuvazinin önderlik ettiği artan ulusal direniş, işçi hareketinin sosyalist devrim yolunda ulusal kurtuluş mücadelesine öncülük etmesi için bir fırsat sağladı. Bu bakış açısıyla, ilerleyen yıllarda doğrulanan ulusal hareketlerin ilginç bir analizini sunarlar:

Belçika, Hollanda ve Norveç ve hatta daha fazla Fransa, İngiliz tröstleri ve bankaları karşısındaki ekonomik çürümesiyle ve burjuvazinin sosyal ağırlığı ve emperyalist karakteri ile Anglo-Sakson cephesine yakınlığı nedeniyle ekonomik yapısı, emperyalizmin zaferinin olanaklarının ciddi olduğu ulusal hareketin gerici sağ kanadını temsil ediyor. Öte yandan, Çekoslovakya, Polonya, Sırbistan sol kanadı temsil ediyor: Bu ülkelerde burjuvazinin göreceli zayıflığı, tarım sorununun önemi ve SSCB’nin yakınlığı, ulusal hareketin devrimci karakterini vurgulayan faktörlerden bazılarıdır.

Aynı yıl Van Heijenoort, Amerikalıların Vichy hükümetini korumak, onunla diplomatik ilişkileri sürdürmek ve Nazi işbirlikçisi ve Kuzey Afrika komutanı Amiral Darlan’ın daha sonra Vichy hükümetinin Genelkurmay Başkanı ve Fransa’nın “kurtarıcısı”na dönüştürülmesi amacıyla Kuzey Afrika’ya nasıl asker indirdiğini anlatıyordu. 1943’te İtalya ve Yunanistan’daki emek mücadelelerini ve ulusal kurtuluş hareketlerini bastırmak için “demokratlar” ve “faşistler” in birlikteliğiyle doruğa ulaşacak olan bu politika, Troçki’nin Avrupa halkını ezmek için “demokratik” emperyalizmin kullanacağı yöntemler hakkındaki tahminlerinin bir teyidi oldu. 

1943’ün Devrimci Yükselişi

Mussolini’nin partizanların baskısı ile devrilmesi ile Troçkistler açısından savaşın yön değiştirdiğini ve Avrupa devriminin yolunun açıldığını gömesine neden olur. “İtalyan işçi, köylü ve askerlere manifesto” yayınlarlar. Torino, Milano ve Cenova’daki işçilerin mücadelelerinden korkan İtalyan burjuvazisi, Mussolini’nin eski ajanı Badoglio’yu halef olarak çağırır ve grevleri bastırmak için jandarmalar gönderir.

Dördüncü Enternasyonal, İtalyan işçilerini politik gücü ele geçirmek için fabrika işgalleri ve eylem komiteleriyle 1920’lerin başından itibaren süren geleneklerini sürdürmeye çağırır. Bu hareketin sürekliliği, Sicilya’ya gelen Amerikalıların Roma’ya ilerlemeden önce bir yıl beklemesine neden olurken, Naziler ve faşistler kuzeydeki direnişi bombaladılar. Devrimci süreç, Roma Protokolü’ne dahil olan İtalyan Komünist Partisinin teslim olması ve destekçilerini silahlarını teslim etmeye çağırması ile sona erer.

Müttefiklerin temel korkusu, devrimci yükselişin rejimin dağılmasının hızlandığı Almanya’ya taşınma ihtimalidir. Bu nedenle Dördüncü Enternasyonal’in Geçici Avrupa Sekreterliği Aralık 1943’te “Alman proletaryası ile dayanışma içinde” bir bildiri yayınladı. Bu arada Müttefikler, büyük Alman şehirlerini aralıksız bombalayarak binlerce sivili öldürdü ve Avrupa halkları arasındaki bölünmeleri artırmaya çalıştı. Buna karşı Troçkist manifesto, tüm ülkelerin proleterlerini Alman sınıf kardeşleriyle ahlaki ve maddi dayanışmayı ifade etmeye ve Hitler rejimini devirme mücadelesini yoğunlaştırmaya çağırır.

Bu anlamda dayanışmanın en büyük deneyimi, Fransız Brest kentindeki Enternasyonal İşçi Partisi’nin (POI) Troçkistlerinin çalışması olacaktı. Alman-Yahudi sürgün Martin Monath önderliğinde, Alman askerleri için gizli bir gazete, Arbeiter undSoldat, yayınlarlar. 1943 ve 1944 te altı sayı basılır. Alman askerlerini silahlarını gerçek düşmanlarına, Alman emperyalizmine karşı çevirmeye ve savaşa neden olanlarla, yani her iki tarafın emperyalist güçlerine karşı mücadelesinde birleşmeye çağırır. Müttefik ve Mihver (Almanya, Japonya ve İtalya) ordularının ortak bir amacı vardır; işçi köylü ve asker komitelerinin gücünün dağıtılması.

Bu gazete yaklaşık on beş Alman askerini saflarında birleştirmeyi başarır. Ancak Gestapo, bu hücrelere sızma konusunda başarılıydı; Fransız militanların çoğu hapsedildi ve çoğu hayatta kalamayacakları toplama kamplarına sürüldü; Alman askerleri ise doğrudan infaz ediliyordu.

1941’den beri, Amerikan SWP’nin liderliğinin büyük bir kesiminin savaşa karşı olduğu için hapsedildiği, 1943-1944’te Avrupa Troçkistlerinin ve sömürgelerdeki yoldaşlarının tutuklanması ve infazları, Stalinizmin yardımıyla emperyalist ülkelerin tüm çabalarının devrimci süreçleri saptırma yönünde yoğunlaştırması için çabalarındandı.

Bilanço

Troçkist araştırmacılardan Al Richardson’a göre:

Hareketimizin cesaretini anlatan en takdire şayan örnek ünlü Buchenwald Manifestosu dur. Farklı enternasyonalist Troçkistler bu ölüm kampında enternasyonalist bir manifesto ve çok ünlü bir gazete, Arbeiter und Soldat, yayınladılar. Polonya’daki küçük bir grup, Varşova gettosundaki büyük ayaklanma sırasında bir dergi yayınlamayı bile başardı… Ve elbette, Nazilerin ve faşistlerin elinde büyük bir cesaretle ölen yoldaşlarımız var… Örneğin Yunan Troçkist Poliopoulos, Nazilerin elinden birkaç Yahudi esirinin hayatını kurtardı. … Sonra askerler ona ateş etmeyi reddettiği için İtalyan subaylar tarafından idam edildi.

Daniel Bensaid’e gore:

PCI’nin gizli organı La Vérité, Ağustos 1940’ta yeniden ortaya çıktı. İşçi saflarında şovenizmle mücadele isteği 1943’te Fransa’da Arbeiter ve Soldat’ın yayınlanmasıyla somutlaştırılacak…. 1944’ün başından beri La Vérité, Almanya’nın “parçalanması” projelerini kınadı. Troçkist örgütler için, savaş kuşaklar arası ve örgütsel süreklilikte bir kopuşa işaret edecekti. Öncüler ve kurucular çoğunlukla baskı altında ya da gevşeklik ve moralsizlik yoluyla ortadan kayboldular. Faşist veya sömürgeci baskıları nedeniyle oluşan kayıplara, Ağustos 1940’ta Meksika’da suikastçılar tarafından öldürülen Troçki’nin de dahil olduğu Stalinist baskının kurbanlarını da eklemek gerekiyor.

Batı Müttefikleri ile bir arada yaşamanın bir işareti olarak, Stalin 1943’te Üçüncü Enternasyonal’i kesin olarak feshetti. 1943-44 boyunca, İtalya, Fransa ve Yunanistan’daki büyüyen devrimci yükselişinin mimarı olan Troçkistleri yok etti. Bu, Troçkistlere yönelmiş en büyük imha operasyonu idi.

Troçkizmin bayrağı Stratejik, programatik ve politik olarak Dördüncü Enternasyonal tarafından temsil ediliyordu. 1938’de Leon Troçki tarafından kurulan 4. Enternasyonal’in zamanlaması,  ilk olarak milliyetçi dalga ile yüzleşmek, ayrıca gelecekteki yükselişlere hazırlanmak için tamamen doğru olduğu göstermiştir. Ancak savaşın zorladığı dağıtılma, yeraltı koşulları ve zulümler, uzun zamandır beklenen yükseliş geldiğinde gruplardan en az birinin gelişme olasılığını ortadan kaldırdı. Michel Pablo, Ernest Mandel, James Cannon, Joseph Hansen ve Jean van Heijenoort gibi sadece birkaç önemli lider hayatta kaldı. Dördüncü Enternasyonal savaşın sonunda yeniden toplandı. Ama sürekliliği başka bir hikayede anlatılabilir.

Yazının orijinali için tıklayınız

Göz atın

REJİM SORUNU KRİZE DÖNÜŞÜRKEN

Bütün bu olup bitenleri öncelikle bir rejim sorunu olarak ele almak gerekiyor.  Türkiye’nin rejim sorunu, …

BÜTÜN BUNLAR KİMİN İÇİN?

“Berat Bey’in İstifası” adlı yazıyı şöyle bitirmiştik: “Sorunun ekonomik boyutu elbette ayrıca bir analizi gerektiriyor. …